30 Nisan 2009 Perşembe

Bazı Şeyler

Nedense bir şey var: Aylardır bir şeyler yazabilmek için can atmama rağmen aklıma gelen şeylerin hiçbiri, blog yazısına dönüşecek olgunluğa ulaşamıyor. "Bunu yazsam ne güzel olur" dediğim hiçbir konu başlığını taslaktan ileri götüremiyorum, yazdığım taslağı da beğenmiyor anında siliyorum. Bu yüzden bu site aylardır boş duruyor.

Yukarıdaki konuya birazdan daha derin olarak değineceğim, lakin başka bir nokta da şu: Acaba bir şeyler yazmam gerekiyor mu? Düzenli olarak blog tutan, bunu çok güzel yapan birçok kişi var, bunlar arasında benim tanıdıklarımı sol tarafta bulabilirsiniz, fakat kendimde gördüğüm olay neredeyse iki yaşındaki bu blog'a yeterince malzeme ekleyemeyişim. Sırf bu blog'u yaşatmak adına yeterince önemsemediğim yazıları (bkz: bir aşağıdaki yazı) buraya koymalı mıyım?

Neyse, bir şeyler ekleyemiyor olmamda şöyle sebepler var:

1- Çok garip ama fotoğraf makinemin veya fotoğraf makinesi almaya hevesimin olmayışı: Blog dediğimiz olay gündelik yaşantıdan izler taşıyorsa bunu destekleyebilecek görsellere ihtiyacım var elbette. Ama ben bu konuyu her seferinde pas geçtiğim için "bugün şöyle şöyle yaptık, çok güzeldi" şeklinde bir blog yazısı ekleyemiyorum. Sonra burası bir sürü tespit ile doluyor. Bu noktada şu gerçekleşiyor: yüz yüze iken insanlara aktardığım saçma sapan tespitler eskiyor, blog'a giremeyecek kadar bayatlıyor. Bir de, bu "tespit" mevzuu için sözlük'ü de kullanabiliyorum; o anda daha fazla kişiye ulaşmış oluyor.

2- Benim saçma sapan bir özelliğim: Şöyle bir olay var ki, kendimde bunu her zaman ve her konuda görüyorum: Bir işi veya bir olayı tam olarak yerine getiremiyorum. Başka bir deyişle başladığım olayı hakkını vererek bitiremiyorum. Bu özellik blog'a şöyle yansıyor; yazmaya başladığım bir yazıyı beğenmeyerek yarıda bırakıyorum veya apar topar bitiriyorum. Bu yüzden bu sitede veya başka yerlerde yazdığım yazılar, 5. bölümde yayından kaldırılan diziler gibi sonuç paragrafı ile paldır küldür bitiveriyor.

Bu saçma sapan özelliği destekleyen önemli bir faktör de şu: Buluşma, toplantı, yolculuk vs. gibi saat ve dakikanın önemli olduğu aktivitelere zamanında giden birisi olmama rağmen; daha geniş bir zaman dilimi isteyen konulara, insanlara, yaptığım işlere, önemsediğim çoğu şeye geç kalıyorum. Sabah kalkarken alarmımı ertelemeden zınk diye kalkıyorum; fakat dakiklikten daha önemli birçok şeyi erteliyorum. Bu geç kalmışlık yüzünden, blog için aklıma gelen birçok konu buharlaşıyor ve en sonunda aceleye gelerek paldır küldür yazılıyor.

Blog harici kendi yaşantımda, işleri hakkını vererek bitirememenin getirdiği en hazin sonuç da şu oluyor: Görev aldığım, parçası olduğum işlerde göğsümü gere gere "işte bunu ben yaptım" diyebileceğim şeyler olmuyor. Birçok konuda bir şeylere bulaşmış oluyorum; fakat bulaştığım işlerden somut bir varlık doğmuyor. İşte bu noktada durup kendime şu soruyu soruyorum: "acaba ben bir şey yapıyor muyum?"

- Ne kadar "iki nokta" kullanmışım bu yazıda!


3. Galiba en önemli sebep (belki de yukarıdakilerin sonucu) şu: Uzun zamandır blog yazacak şevke sahip değilim. Sanırım lafı bu kadar kıvırtmadan bunu söyleyebilirdim bile. Bir süredir hayatımı "mal" gibi yaşadığımı düşünüyorum. Bana göre "mal" gibi yaşamak, zorunlu işlerin ve aktivitelerin yarattığı koşuşturma içinde kaybolmak demek. Ben bu şeyi sanırım çok uzun süredir yapıyorum. Kendim veya keyfim için yeterince zaman ayıramıyorum bir bakıma. Bu koşuşturmada bulduğum zaman dilimlerinde yaptıklarım bile düzenli aktiviteler olma yolunda ilerliyor. İşbu sebepten dönüp baktığımda kendimde anlamsız bir yorgunluk görüyorum, bu yorgunluğu fırsat bilerek birçok şeyi ertelediğimi fark ediyorum. Blog (veya yazı) yazma isteğim de bu ertelenen şeyler arasında kalıyor.


Baştan sona bir daha okudum yukarıdakileri, fark ettim ki ziyadesiyle sıkıcı bir yazı yazmışım arkadaş!

1 yorum:

operadaki fantom dedi ki...

estağfurullah ki,
kırk yılda bir yazınca sıkılmadan okuyoruz:) -diye laf sokmuş gibi yapabilirim.
tatil gelecek, hepsi geçecek.