29 Ağustos 2008 Cuma

88 km/h hız limiti olan blog yazısı

Şu an yazmakta olduğum blog yazısıdır çünkü Kamil Koç Turizm'in bana sunduğu (evet sadece bana, allah allah) Rahat servisi ile yolculuk yapmaktayım. Bursa - Antalya yolunda gitmekteyim. Af buyurun rahat biraz dürttüğü için yolculuk yaparken blog yazısı girmek gereği hissettim. Öndeki yolcu koltuğunu hunharca indirmeseydi daha uzun yazabilirdim hatta, göbeği sıkıştıran bilgisayar ile performans ister istemez düşüyor.

Çok özendim uçakta, trende, otobüste, bisiklette vs. internete giren insanlara, ben de böyle deneyeyim dedim. Belki daha çok ilham gelir böyle, bilemiyorum. İlham gelse bile gınanın geldiği noktaya kadardır yazım, o yüzden allah büyük diyorum.

Genelde Cem Yılmaz yapar böyle girişleri, hiç de sevmem aslında. Stand-up'larında insanları nasıl güldüreceği, ne kadar para kazandığı ile ilgili bilgiler zamanın 1/3'ünü çalar bile. Siz de pastanın üçte birlik bölümünde sırıtmazsınız. Bizim blog da öyle bir şey oldu, affedin kırk yılın başında böyle yapıyorum.

Diyeceğim o ki arkadaş, iyi ki Dünya Türk değil. Yoksa dünyanın her bir köşesinde, ne bileyim bir Miami'de, bir Kuzey Buz Denizi'nde falan, Akvaryum Koyu diye bir şey olurdu. Türkiye'nin her kıyısında bir Akvaryum Koyu'na rastlamak mümkün. Sanırsın içerisindeki deniz yaşamı süper: iki yosun, bir iki çipura, birkaç deniz kestanesi; o kadar. Deniz suyu berrak diye (vay be) her koyun adı Akvaryum Koyu oluyor. Tıpkı her tepeye Esentepe, Karatepe, Boztepe; her buruna Akburun, Bozburun, Karaburun dediğimiz gibi. Sözün kısası, isim üretmede bizden beceriksizi yoktur herhalde. Düşünsene koskoca Everest'e Çetintepe, Sarptepe falan derdik. Ümit Burnu olurdu sana bir Bozburun.

Bu arada birkaç belgisiz sıfat/zamiri ile sorunlarım var. Aslında sorunum yok da, bana göre kendisi belgisiz bir nicelik değil; sayısal değeri 3'e eşit. Mesela birisi bana "birkaç denizaltı kap gel" dese banyodan 3 tane kapıp gelirim. O yüzden bana 3-5 tane, efendime söyleyeyim 5-10 tane diyin, o zaman anlarım.

Bu akşamlık da bu kadar. Beni özleyin anacım, baaay! (Olacak, olacak, olacak o kadar...)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Garacabey'de Garaca Giren Araç

Ya Keşan Birlik'tir, ya da Çağlar Turizm'e ait bir araçtır. Yani Türkiye yollarındaki en kötü otobüs firmalarının araçlarıdır. Blog'a neden böyle bir giriş yaptığımı ben de bilmiyorum; ama şu kadarını söyleyeyim üşenmezsem Trakya menşeili otobüs firmaları hakkında bir yazı yazmayı planlıyorum.

Sözün kısası, evet, Keşan'dan geldim. Staj bittikten sonra bir miktar dolaştım, üzerinize afiyet bir miktar tatil yaptım; ondan oldu böyle. Tatile bir miktar mola verdim, şimdi ana ocağı Bursa'dayım. Cuma gününden sonra tatile kaldığım yerden devam edeceğim.

Arkadaş, bu tatil boyunca fark ettim ki bebeklerle iletişimim günden güne irtifa kaybetmekte. 0-2 yaş arası bebekler beni gördükleri anda basıyorlar yaygarayı. Bu duruma kendimce bir açıklama da buldum; ama yine de huzursuzum.


Şu sıfata baksanıza allahaşkına, bebeklerin ağlamalarında benim tipimin de çok büyük etkisi var. Yavrucaklar bir bakıyor saçlar uzun; bir bakıyor bıyık ve sakal var. Biraz garipsiyorlar haliyle, hilkat garibesi gibi görünüyorum onların gözlerinde. İşte bu yüzdendir ki, acilen bebeklerle aramı düzeltmemi sağlayacak bir kurs arıyorum. Çok üzülüyorum yahu.

Bu arada bu yazın hit şarkısı asırlık pop duayenimiz Serdar Ortaç'tanmış. Şarkının adı "Şeytan" imiş. Allahım böyle iğrenç şarkı olmaz yahu, geçen sene Ferhat Göçer bile daha iyiydi valla. Çekilecek ızdırap değil valla bu şarkı.

"Bu gönül her şeye aç değil,
Doyuracak mı bilen yok..."

Birisi bana şu sözlerdeki anlam derinliğini açıklasın lütfen, vallahi anlayamıyor ve bir o kadar üzülüyorum.


Tatilden döneyim, açıköğretim bütünlemeleri ile cebelleşeceğim. Yukarıda da başarı tablomu görüyorsunuz. Açıköğretim yönetimi, sınava girmeyenlerin içine şeytan girdiğini düşünüyor olacak ki sınava girmeyince 666 yazıyor ilgili hanede.

Hadi hayırlısı...