12 Eylül 2007 Çarşamba

bi tuhaf

birkaç ay öncesine kadar bende bir mallık olduğunu düşünüyordum. oturup bu mallığın sebebini ararken daha değişik bir sonuca ulaştım: bende çocukluğumdan beridir devam eden bir tuhaflık var.

doğum hikayemden başlayayım. annem, doğacağım gün "bari aşure yapayım da öyle gideyim hastaneye" gibi saçma bir düşünceye girip mutfakta aşure için buğday kaynatmaya niyetlenmiş. düdüklü tencerede kaynamaya çalışan buğday da tencereyi bir güzel tıkamış, sonrasında tencerenin patlaması suretiyle mutfağın her tarafı aşure malzemesi olmuş. buna rağmen annem üşenmemiş; mutfağı temizleyip aşureyi yapıp öyle gitmiş hastaneye. tam da uygun denebilecek bir saatte, 18.30'da (ben 21.30 biliyordum ama dün doğrusunu öğrendim), dünyaya gelmişim.

sonrası ufaklık yılları, yaşıtlarım koşup oynarken ben saf ve alabildiğine uslu bir halde kendi halimde takılıyorum. bir defa koşup düştüğümü hatırlıyorum (yaş 3), sonrasında böbreğimdeki tıkanıklık ortaya çıkıyor, hastane günlerim başlıyor, 45 gün civarı hastanede yatıp 4 yaşıma orada giriyorum ve taburcu oluyorum. daha o yaşta bile saçma sapan bilgileri zihinde tutmakta üzerime tanımadıkları için, hastanede yattığım dönemde insanlar gelip "x ülkesinin cumhurbaşkanı kim" gibi sorularla terimin soğumasını engelliyor.

büyüyor, serpiliyorum; ana sınıfına gidecek yaşa geliyorum. yolda gördüğüm alakalı alakasız herkese selam verdiğim zamanlardayım. ana sınıfında millet oyuncaklarla oynayıp sapıtırken ben yine kendi halimde salak salak oturuyorum, 3-5 sevdiğim oyuncak vardı zaten, sıra bana gelirse onlarla oynuyorum. çok yaramazlık yapanları yeterince olgun bulmadığım ve olgunlaşmaları amacıyla öğretmene havale ettiğim için sınıftakilerle aram pek iyi değil.

ilkokula başlıyorum; sınıfta sevilme ölçütünün derslerdeki başarıya endeksli olduğu 1-2-3. sınıflarım çok güzel geçiyor. saçma sapan işler yapmaya o yaşta da devam ediyorum. evdeki 70'lerden kalma 6 cilt sağlık bilinci ansiklopedisini sular seller gibi ezberliyorum. okul hayatımda ise insanları anlamakta zorluk çekiyorum. hani herkes mutlaka yapmıştır, minimum 5-6 kişi tren kesilip teneffüslerde deli gibi koşturmuştur ya; ben de öyle bir trende lokomotif oluyordum ve aynı güzergahta, aynı ağaçların arasından aynı zigzagları çizerek gidip geliyordum. tabi monotonluğumuz daha o yaşlarda kendisini göstermeye başladığından mütevellit 2-3 kişi dışında kimse kalmıyor trenimde; herkes kendi trenini kurup güzergah müzergah dinlemeden koşturuyor.

ilkokul 3'ten orta 3'e kadar aralıksız bir şekilde dershaneye gidiyorum, gözümü rekabet bürüyor, soruları ilk ben cevaplayacağım diye zaten doktor yazısı kıvamındaki yazım daha da çirkinleşiyor, dışarı çıkmayı unutuyorum, spor dallarından kopuyorum, çok da başarılı olduğum iğrenç espri kariyerim başlıyor, falan filan. saçma sapan bilgiler hazinem genişliyor; 36 padişahlı osmanlı tarihini eksiksiz ve kronolojik olarak hafızama kaydediyorum, ortaokuldaki sınıf listesini ve milletin numaralarını kafama kaydediyorum çok gerekliymiş gibi.

lisede kendimi daha da gelişirip saçma sapan işler kısmına blok flütle iron maiden soloları atmak kategorisini ekliyorum.

daha da yazardım; hem blog uzun olacak kimse okumayacak, hem de yapı olarak çok üşengecim bu kadar bile yazdığıma şükretmem lazım. neyse, bütün bunları neden yazdığıma gelince; bugün itibariyle 20'yi devirdim. i am not a teenager not yet an adult diyor ve kötü espri tarihime saygı duruşunda bulunmak istiyorum. 12 eylül'de doğmuş olmanın bana her sene yaşattığı duyguları yaşıyorum.


12 eylül, doğmak için çok kötü bir tarih. bir kere o tarihte doğan insanlar, başak burcu gibi evlerden ırak bir burca ait oluyorlar. sonracığıma 12 eylül, doğumgünü kutlamak için de çok kötü bir tarih. 1 ay önce veya 1 ay sonra doğmuş olmak çok daha iyi; çünkü insanlar 12 eylül'de bulunduğun şehirde olmama eğilimi gösteriyorlar. okul açılmamış oluyor, doğumgünlerini okulda kutlayan öğrenci forsuna erişemiyorsunuz. benim gibi öğretmen çocuğuysanız tatilde olamıyorsunuz ve bu yüzden doğumgününüzü tatildeki arkadaşlarınızla da kutlayamıyorsunuz. her sonbaharda 3-5 kişi, allah ne verdiyse toplanıp ancak kutluyorsunuz doğumgününüzü. işbu sebeplerden doğumgünümü 6 ay ileri alıp 12 mart'ta falan mı kutlasam diye düşünmüyor değilim.

üşenmeden buraya kadar gelip okumuş olan okuyucuyu tebrik ediyorum. bitti, finito.

6 yorum:

gizem dedi ki...

son paragrafta yazdığın her şeyi paylaşıyoruz.öğretmen çocuğu olma,başak burcu olma,doğumgününü yazlıkta da okulda da kutlayamama,az kişiyle olabilme falan..ama başak burcu neden evlerden ırak oluyormuş?severiz burcumuzu.ayrıca 12 eylülün bi konotasyonu daha var onu unutmuşsun dostum.

sabloncu dedi ki...

ya unutmadım ama belirtmeye gerek görmedim, bi de akılda kalıcılık açısından yardımcı oluyo o tarih bana.

bunun haricinde ben doğdum doğalı nefret ederim burcumdan yaw.

alp dedi ki...

hahaha iyiydi ya senin blokflüt iron maiden soloların.

süley dedi ki...

İlkokulun ilk günü ben de "amma gürültü yapıyorlar" demişim oturduğum yerden.

Sessizim diye de "olgun çocuk" deyip dururlardı ama bu sessizlik olgunluk göstergesi mi mallık göstergesi mi bilemiyorum.

ezgitrak dedi ki...

sana gülüyorum. : ) ve o alpin hangi alp olduğunu soruyorum?

ezgitrak dedi ki...

sana gülüyorum. : ) ve o alpin hangi alp olduğunu soruyorum?